3 Ocak 2015 Cumartesi

Düzce Üniversitesi Ziyaretim: Kartvelizm Boş Durmuyor!

Almanya’dayken eski dışişleri bakanımız Sayın Yaşar Yakış üzerinden güzel bir haber aldım. Yaşar Bey’le geçen kış Ağani Murutsxi için Lazca bir röportaj yapmıştık. Röportaj esnasında Yaşar Bey’e Rize ve Artvin üniversitelerinde “Laz Dili ve Edebiyatı” bölümü açılması için girişimlerimizden bahsetmiştim. Yaşar Bey, Düzce Üniversitesi’ne de başvurup vurmadığımızı sordu ve kendisinin Rektör hanımı yakinen tanıdığını ve bu konuda kendisiyle görüşeceğini söyledi.
     Yaşar Bey, Rektör hanımla görüşmüş olmalı ki, Rektör Prof. Dr. Funda Sivrikaya Şerifoğlu, geçen hafta Lazca bölüm açılması için çalışmalara hız vermek istediklerini, bunun için Lazca üzerine doktora yapmış üç kişiye ihtiyaç d
uyduklarını yazmış ve bu üç Doktoru nereden bulunabileceğini sormuştu. Yaşar Bey de Funda hanımın sorusunu bana yönlendirdi.
     Bu gelişmeler üzerine ben de Rektör hanımın davetiyle 19 Aralık Cuma günü sabah erkenden Düzce’ye doğru yola koyuldum.
    Düzce’ye varıp biraz şehir merkezinde oyalandıktan sonra 2 olan randevu saatime yetişmek üzere Üniversite’ye giden belediye otobüsüne bindim. Düzce Üniversitesi şehrin oldukça dışında. Düzce’nin kuzeyinde Konuralp Beldesinde, geniş bir sahaya kurulmuş üniversite. Konuralp beldesi Suncuk, Sancakdere, Osmança, Kabalak, Düzköy, Boğaziçi gibi Çxala göçmeni 93 muhaciri Laz köylerinden oluşuyor.
    Saat tam 2’de Üniversite’deydim. Biraz sonra Rektörlük binasında Rektör Hanım beni kabul etti. Yol boyunca Lazca üzerine doktora yapmış üç kişinin kimler olabileceği, bir tolerans yapılıp yapılamayacağı gibi şeyler düşündüm. Bir taraftan da Gürcü milliyetçilerin Lazlar ve Lazca üzerine iddialarından bahsedip etmemem konusunda karar vermeye çalışmıştım. Belki yakışıksız olacaktı, ama bölüm açmak isteniyorsa bu konuda malumatlarının olması icap etmez miydi?
    Rektör hanımla oturup kahveler söylenir söylenmez, mevzua girdik. Rektör hanım bu bölümün açılmasını birkaç yıldır düşündüklerini fakat bir türlü gerçekleştiremediklerini söylediler. Üniversite olarak geçen senelerde Çerkez (Adige) Dili ve Edebiyatı bölümü ile Gürcü Dili ve Edebiyatı bölümlerini açtıklarını, bu bölümlerde öğrenci aldıklarını belirttiler. Bu bölümler iyi gidiyormuş. Öğretmenler Çerkez Derneklerinin yardımıyla sanırım Rusya’dan getirtilmişti. Aynı şekilde Gürcüce dersler için öğretmenler de Tiflis’ten getirtilmişti.
   Tiflis’te bağlantılı oldukları kurum  საქართველოს საპატრიარქოს წმიდა ანდრია პირველწოდებულის სახელობის ქართული უნივერსიტეტი yani “Gürcistan Patrikliği Aziz Havari Andrea Adına Gürcü Üniversitesi” imiş. Adından anlaşılacağı üzere bu Üniversite Gürcü Patrikliğine bağlıydı.
   Bu sırada Türkiyeli bir Gürcü olan Nigar Demircan-Çakır hanım da katıldı toplantımıza. Nigar hanım ve Fen-Edebiyat Fakültesi dekanı Prof. Dr. İlhan Genç’in de katıldığı bir delegasyon, birkaç gün önce 17 Aralık’ta Tiflis’te iki üniversite arasında işbirliği konulu bir toplantı yapmışlar ve rektör hanımın aktardığına göre bu toplantıda açılması planlanan Lazca bölüm de gündeme gelmiş.
   Tiflis’teki toplantıya Gürcü tarafından katılan isimler şöyleyedi: üniversitenin rektörü Sergo Vardosanidze, Tariel Putkaradze, Teimuraz Gvantseladze, Mikheil Labadze, Sopo Kekua ve Nana Kaçarava (http://sangu.edu.ge/ka/index.php?page=362&news_id=1125&lang=geo).
   Sanırım ilgili arkadaşlarımız, Tariel Putkaradze ve Mikheil Labadze adlarını duymuşlardır evvelden.
   Rektör Hanım, toplantı esnasında kendisinin oldukça yabancıladığı diyalogu bana şöyle aktardı. Gürcü milliyetçisi, yukarıda adlarını andığımız kişiler, şöyle demişler:
   “Bizler gerek Gürcüce dersler için öğretmen bulmada, gerek Gürcistan’da Türkoloji bölümleri kurulmasında, her türlü kolaylığı yapıyoruz. Ama sizden küçük bir ricamız var. Duyduk ki Laz Dili ve Edebiyatı adı altında bir bölüm açmayı planlıyormuşsunuz. Bu bölümü açmayın. Ya da açacaksanız bile bizi bypass etmeyin, Lazcayı Gürcü Dili ve Edebiyatı bölümü altında açın. Biz Lazcayı bir dil olarak kabul etmiyoruz, Lazca Gürcü dilinin bir diyalektidir. Tiflis’te bir üniversite Türkçenin bir şivesini dilmiş gibi kabul edip bölüm açılması hoş olur muydu? Bizim için de Lazca bölüm açılması hoş olmaz.”
   Rektör hanım, samimiyetle bana, konuya vakıf olmadığını ve hakikaten Lazcanın Gürcü diline bağlı bir şive mi yoksa başlı başına bir dil mi olduğunu sordu. Zira kendileri Lazcayı müstakil bir dil olarak biliyorlardı ve Gürcülerin bu iddialarını garipsemişlerdi.
   Ben Kartvelistlerin yani Gürcü milliyetçilerinin bu cüretleri karşısında büyük bir hayret, şaşkınlık ve kızgınlık hissiyle rektörü hanımı dinledim, bir taraftan da gelirken girip girmemek konusunda dilemmaya düştüğüm mevzunun aslında ne kadar önemli olduğunu ve her ortamda bu bilgilendirmenin yapılması gerektiğini bir kez daha idrak ettim.
   Evet, Gürcü milliyetçiler, Kartvelistler durmuyorlar ve ellerine geçen her fırsatta kendi çıkarları doğrultusunda Lazların kültürel, dilsel ve politik kazanımlarını baltalamaya çalışıyorlardı.
   Bununla birlikte biz Lazlar ne yapıyorduk? Ne kadar ciddiye alıyorduk bu mevzuu? Geçen senelerdeki Gürcü milliyetçiliğine karşı yayınladığımız Laz aydınları deklarasyonu tecrübesinde bazı kişilerin sudan sebeplerle yanımızda durmadıklarını hatırlıyorum. Bazı Lazlar ve güya demokrat Türkiyeli Gürcüler de bizi Gürcü politikasını yanlış anlamakla, Gürcü düşmanlığı yapmakla itham etmişlerdi.
   Bizim Gürcülerle değil, Gürcü milliyetçileriyle çatıştığımızı, Kilise’nin başını çektiği bu grupların iddialarının yalan ve yanlış olduğunu anlatmaya çalıştık ama anlamak istemediler…
   Derin bir nefes alarak Rektör Hanım’ı yabancı olduğu ve muhtemelen ilk kez duyacağı bu mevzuda, en baştan başlamak üzere elimden geldiğince bilgilendirmeye çalıştım. I. Dünya Savaşı döneminde Gürcistan’ın toprak talebi, Sovyetler döneminde Simon Canaşia ve Nikoloz Berdzenişvili’nin açık mektubundan, 2002’den sonra Kilise’nin faaliyetlerinden bahsettim. Tanınmış Gürcü dilbilimcilerin Lazcayı ve Megrelceyi ayrı birer dil olarak kabul ettiklerini, bu isimlerin arasında Gürcistan Dil Enstitüsüne adını veren Arnold Çikobava’nın da olduğunu belirttim. Bundan başka Nikolay Marr, Guram Kartozia, İoseb Qipşidze gibi Gürcistanlı bilim adamları ile George Dumézil gibi Avrupalıların da aynı fikirde olduklarını söyledim. Bu görüşe bazı milliyetçi Gürcülerden başka aklı başında hiç kimsenin katılmadığını ifade ettim.
   Ayrıca, Türkiye’de açılacak bir bölüm için Gürcistan’ın müdahil olmasının anlamsızlığını belirterek, Lazların nüfusunun %99’una yakınının köken olarak Türkiyeli olduğunu, Gürcistan’da sadece yarım bir köy olan Sarp köyünde birkaç bin (Gürcistan’a bağlı Sarp köyünün 2012 tarihli sayıma göre nüfusu 1120 kişidir) Lazın yaşadığını anlattım. Türkiye’nin bir Laz politikasının olmamasından kaynaklı bu boşluğu Gürcistan’ın doldurmaya çalıştığını izah ettim. Lazlar Türkiye parlamentosuna milletvekili gönderiyorlar, Türkiye’ye vergi veriyorlar ve Türkiye bürokrasisinde yer alıyorlar, ama Türkiye’nin resmi bir Laz politikasının olmadığını söyledim. Kartvelistlerin bu yaptığı açık bir küstahlıktı ve Lazlar üzerine hak talep etmek anlamına gelirdi.
   Rektör hanıma Lazların Gürcü milliyetçilerinin bu tavrından büyük rahatsızlık duyduklarını, Lazların Gürcülüğü asla kabul etmediklerini, Lazların geleneksel hafızalarında böyle bir bilginin olmadığını, bu iddiaların Gürcistan’ın uluslaşma sürecinde oluşturulmuş suni bir ideolojinin ürünü olduğunu, Gürcü milliyetçilerinin Lazları Megrel Megrelleri Gürcü olarak eşitlediklerini, dolayısıyla Lazları da Gürcü olarak kabul ederek, buna bağlı olarak Lazistan (Lazeti) olarak kabul ettikleri Trabzon’a kadar olan bölgeyi de Gürcistan’ın tarihi bir parçası olarak gördüklerini, kendilerince bir “Megalo İdea” yarattıklarını dilimin döndüğünce anlattım.
   Gürcü hocalarla oluşturulacak bir Laz Dili ve Edebiyatı bölümünün Gürcistan’ın söz konusu ideolojisinin Türkiyeli Lazlara ithali ve yayılması için bir üs gibi kullanılabileceğini ve buna kesinlikle karşı çıkılması gerektiğini de ekledim.
   Rektör Hanım olayı bu boyutuyla daha önce dinlemediğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konu hakkındaki resmi politikasının olup olmadığını ve varsa ne olduğunu sormak üzere Dışişleri Bakanlığına bir mektup yazacağını söyledi. Ben de kendilerine Lazların konu hakkındaki yaklaşımlarını içeren kısa bir rapor yazabileceğimi ifade ederek rektörlükten ayrıldım.
   Rektörlükten ayrılırken Rektör Hanım ilgili dekanlık olan Fen-Edebiyat Fakültesinin dekanı Prof. Dr. İlhan Genç ile de görüşebileceğimi, Gürcüce dersinin hocaları Maka Salia ve Nana Kaçarava’nın da rektörlük binasında bulunduğunu söyledi.
   Nana Kaçarava’yı Gürcistan’dan tanıyordum, Maka Salia’yı ise hazırlamış olduğu “Lazca ve Megrelce Balıkçılık Terimleri Sözlüğü” adlı çalışmasından biliyordum.
   Rektörlük binasında sayın İlhan Bey çok nazik karşıladı beni. Maka Hanım oradaydı zaten, ardından Nana Hanım da geldi. Rektör hanım aslen Megrel olan Maka Hanım’ın Megrelcenin yanında Lazca da bildiğini söylemişti. Kendisi de benimle bir miktar Megrelce konuştu. Ama Lazca bilmediği anlaşılıyordu.
   Bu da bir politikaydı. Yukarıda değindiğim gibi, Kartvelistler Lazca ile Megrelcenin aynı olduğunu, Lazca bilenin de normal olarak Megrelce ve Megrelce bilenin de normal olarak Lazca bildiğini söylüyorlardı. Megrelleri ve Lazları birbirinden ayırmıyor, böylelikle Megrelleri de işin içine katarak Gürcistan’da Gürcü olduğunu kabul eden büyük bir Laz nüfusunun varlığını ileri sürerek, Türkiye’deki aynı fikirde olmayan Lazları bu cahilliklerinden ötürü hoş görüyorlardı. Dahası, konu hakkında bilgisi olmayanları, mesela üniversite yönetimini de manipüle edebiliyorlardı.
   Bu yaklaşımlarına şiddetle karşı çıktım ve dekan beye de Gürcüce hocalarının da bulunduğu dekanlık odasında Kartvelistlerin tezlerini izah ettim.
   Gürcü hocaları bir yandan “kardeşlik, aynı kandan olma, dostluk” gibi dostane söylemlere devam ederken, öte yandan kendilerinin Lazca bölüm açılmasına karşı olmadıklarını, bundan sevinç duyacaklarını belirtiyorlardı. Ama bir iki saniye sonra da ekliyorlardı: “Edebiyat dersini nasıl vereceksiniz ki, Lazcanın bir edebiyatı yok!”
   Bütün gün tartıştıktan sonra, akşam otobüsüyle İstanbul’a döndüm. Yurt içinde ve dışında her fırsatta Lazcaya, Lazlara saldıran, bizim kazanımlarımızı engellemeye çalışan Kartvelistler her yerde karşımıza çıkıyorlardı. Bütün propaganda imkanlarını deniyorlar, devlet olmanın açtığı bütün kapıları zorluyorlar ve Lazları Gürcü, Lazcayı da Gürcüce olarak kabul ettirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.
   Ne için görüşmeye gittim, neyle uğraştım diyerek gece İstanbul’a vardım.
   Şimdi açıkça şunu söylemek istiyorum. Ey Türkiyeli Lazlar, Megrel, Gürcü ya da Laz, Gürcistan’dan kim olursa olsun, herkesle olan ilişkilerinizde bu durumu göz önünde bulundurunuz. Sizin sandığınız gibi, kardeşlik sözlerinin arkasında bu niyet yatıyor olabilir. Lazlığa sahip çıkın, dilinizi, kimliğinizi inkar edenlere, size yeni bir gömlek biçenlere tepkinizi gösterin. Kişisel ilişkiler başka, ama size ideoloji ithal etmelerine fırsat vermeyin!

   Skidas Lazuri nena!

                                                                                       İrfan Ç. Aleksishi

15 yorum:

  1. Anlattıklarınıza bakılırsa gidiş amacınızla yaşadıklarınız arasında tezat bir durum yok. Zaten böyle bir iş için önceden kimlerin apar topar müdahil olacağını siz bizden iyi biliyorsunuz. Bu yaşadıklarınız kuşkusuz böyle bir bölüm açıldığı zaman da aynı şekilde devam edecek. Ve şüphesiz artık er geç Türkiye'de böyle bir bölüm açılacak ve bu bölümde yine sizlerden bazı isimleri de göreceğiz. Gelgelelim asıl soruya: Sizlerin bu kurum adı altında mücadelesi ne olacak? Ne gibi amaç ve yükümlülükler belirlediniz kendinize? Örneğin değindiğiniz iyi oldu; şu ana kadar benzeri bir kuruluşa sahip olmayan Megrelce de kendine bu bölümde yer bulabilecek mi?

    YanıtlaSil
  2. Ya allahaşkına boş verin artık bu kartvelist lafları da kendi Laz dili ve Laz kültürü ile uğraşmaya bakın. Laz Lazdır Gürcü Gürcü'dür. Kimse Lazların işlerine karışmıyor siz de Megrel Gürcü değildir edebyatını artık bırakın ciddi olun biraz...selamlarla

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım siz yukarıdaki yazıyı okumadan bu yorumu yaptınız, diyorsunuz ki "Kimse Lazların işlerine karışmıyor ", peki bu putkaradzelerin yaptığı ne demek oluyor? Siz bize atarlanacağınıza bu kartvelistleri uyarın.

      Sil
  3. Lazlarlan Gürcülerin karsi karsiya gelmesine kimler keyifleniyosa onlara yaziklar ossun cehennemde cayir cayir yansinnar.

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Laz ve Gürcüler binlerce yıldır o coğrafyada kardeşçe birlikte yaşıyor.Türkiye ve Gürcüstanı bölmek için İrfan Çağatay gibi aşırı Laz Şövenistlerini kullanan Rusya ve Almanya onlara her çeşit maddi ve manevi desteği vermektedir.Böl ve yönet prensibi.Sağ duyulu Gürcü ve Laz halkı bu şarlatanlara karşı dikkatli olmalı.

    YanıtlaSil
  6. Yukardaki yazı ingilizceye çevrilerek AW (Apkhazian World) sayfasında yayınlanmış bununlada İrfan Çağatayın Bir Rus-Apkhaz yanlısı olduğu açıkça kanıtlanıyor.Megrelleri desteklediğini söyleyen şahıs, 300.000 Megreli ülkesinden kovan Rus ve Apkhaz Milliyetçileri ile birlikte hareket ediyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Statikonun işine gelmeyen bir konuda kendi duruşunuzu gösterince, hemen dış mihraklar aramak her ülkenin aşırı sağcı-milliyetçi cenahı tarafından ilk dillendirilen iftiradır. Yani bir klişe daha, yeni birşey yok. Yalnız anlamadığım, Rus ajanı mıyım, alman ajanı mıyım, o konuda elinizde net bir bilgi varsa beni de uyarın, arada kalmayayım.
      Bu arada bu Abkhaz sitesinde yazının yayınlandığını da bilmiyordum, bir link atarsanız sevinirim, gayrıciddi arkadaşım.

      Sil
    2. Siz onu aynaya bakip kendinize Sorun.Aşırı Laz Milliyetçiliği yapıp binlerce yıldır birlikte yaşayan Kafkasya ve Önasya Halklarını birbirlerine karşı kışkırtıyorsunuz.Tabiiki bu durumdan çıkarı olan dış emperyalist güçler yararlanmaktadır.Sizi tüm halkların barışını isteyen toplumcu bir çizgiye davet ediyor,esenlikler diliyorum.

      Sil
  7. İrfan, yazıyı yeni gördüm ve hayretler içinde okudum. Düzce Üniversitesi’ndeki görüşmelerinin haliyle tanığı değilim, ama eğer bir üniversitede, senin bu yazıda anlattığı gibi görüşmeler yapılıyorsa, vay o üniversitenin haline! Senin anlattıklarından hareketle söylersem ve senin söylediklerini esas alırsam, bu adlarını andığın Gürcülerin hiç mi akademik görgüleri yok ki, bu davranışları yabancı bir ülkenin üniversitesinde sergiliyorlar?
    Benim de merakımı hep çekmiştir ve şimdi de çekti: Abhazya’da Megrelleri kapsayan etnik grupların etnik temizliğinden sorumlu Abhazların Türkiye’deki Lazlara bu kadar yakın durması biraz tuhaf değil mi? Çünkü, bu yazıda bu vurgu olmasa da, Türkiye’deki Laz aydınlarının, iki halkın yakınlığını hep vurgulamak için, neredeyse daima Laz-Megrel veya Laz-Megrelce ifadesini kullandıklarını biliyorum. Nasıl oluyor da Lazların kanı-canı olan Megrellerin etnik temizliğinden sorumlu bu Abhazlar yazını İngilizceye çevirince “Ben de kendi bloguma attım. Helal etsinler artık...” gibi bir minnet ifadesi kullanabiliyorsun? “Abkhaz sitesinde yazının yayınlandığını da bilmiyordum, bir link atarsanız sevinirim” diyorsun, ama bir arkadaşın da yorumda “Yayınlanmadan önce bana gönderildi. İngilizce çevirisi üzerinde düzeltmeleri yaptım. Kendi hakkımı helal ediyorum” diyor. Yazının kendisi gibi, bu süreçler de hayli tuhaf bir atmosfer sergiliyor ne yazık ki.
    Bu anlamsız ve akla ziyan, dostane olmayan kampanyanın bir sonu gelmeyecek mi? Ben seni Gürcistan’da tanıdım ve tanışıklığımız orada başladı. Ama gerçekten de “Kartvelizm” diye adlandırdığınız saplantıdan başka yazacak konu yok mu Gürcistan hakkında? Orada kalmış ve Gürcüce öğrenmiş birisin, hiç mi iyi bir şey görmedin? Bence bu anlamsız kampanyaya bir nokta koymak gerekmez mi? Ben de şimdi üç-beş kişi bize Kıpçak diyor diye, yat kalk Türkleri aşağılayan, karalayan yazılar yazsam, yakışık alır mı?

    YanıtlaSil
  8. İrfanın ''Kartvelizm'' saplantısı bana yandaşı Ali İhsanı Aksamazı hatırlatıyor. 1970,li Yıllarda Ali İhsan Aksamaz, Rahmetli Ahmet Özkan Melaşviliye yaklaşıp ondan Laz ve Gürcülerin kardeş halk olduğunu öğrenir ve o hususta ondan pek çok yazılı kaynağa ulaşır ve onunla dayanışma içinde olduğunu belirtir.1981 yılında A.Ö. öldürüldükten sonra, 190 derece dönüş yapip Apkhazyaya gider orada Apkhaz şöven milliyetçileri ile görüşür ve Gürcüler aleyhine yazılar yazmağa başlar. Ayrıca T.C. derin güçlerince desteklenen Yunus Zeyrek adlı şahsın çıkardığı ''Çveneburi.Com'' adlı ırkçı ve faşist sitede Gürcüstan aleyhine yazılar yazmağa başlar.Ben hala bunu anlamış değilim, Neden bazı Laz milliyetçileri sağ gösterip sol vururlar? Açaba bu bir nevi şark kurnazlığımıdır?

    YanıtlaSil

  9. Büyük pencereden baktığımızda, “Büyük Oyun”un bir parçası olarak Moskova’nın jeo-politik dalgasında kayığını sürmeye çalışan Abhazların, sözüm ona sosyalist söylemine kendini kaptıran birkaç Lazın ürettiği Kartvelizm safsatası, gerçekte Türkiye’deki Lazların diline ve kültürüne vurulmuş prangadan başka bir şey değil. Bunu, asıl olarak, Laz dilinin ve kültürünün yok oluş sürecini dert edinen Laz aydınları ne zaman fark eder bilemiyorum. Bu absürt ve bilimselliği kendinden menkul Kartvelizmin belki de tek dayanağı, uluslararası terminolojide kullanılan “Kartvelian languages” ((ქართველური ენები / Kartveli dilleri) adlı dil sınıflamasıdır. Bu terim de Batılı bilim adamlarınca türetilmiş ve Gürcü bilim çevresince de kullanılmaktadır. Yine Batılı dilbilimcilerin türettiği Turkic languages terimine benzer. Laz diyalektlerin (Hopa ve Arhavi diyalektleri) daha fazla ayrışması halinde aynı bilim çevresinin gelecekte Lazic languages terimini üreteceğinden de kuşkum yok. Sıradan bir birey veya bir dil uzmanı olarak bu sınıflamalara katılıp katılmama özgürlüğü haliyle var; ama bu tür terminolojiyi çarpıtıp bir halkı karalama kampanyasının aracı haine getirmek, Lazların ne dilini ne de kültürünü geliştirmeye bir katkı sunar. Bu abesle iştigalle Gürcülerin sonunu getirme ihtimali de yok göründüğü kadarıyla. Dostane tavsiyem Laz aydınlarının, Lazların gerçek sorunlarına yönelmesidir.

    YanıtlaSil
  10. Ben olaya farklı bir açıdan bakmak isterim ;
    Türk ile Azeri ilişkisi-bağı nedir ? ikiside Türki dir . Ama Türk Türk tür Azeri Azeri . Gürcü Laz ise böyle birşey bile değildir ! Çok daha yakındır hatta aynıdır .
    Çünkü Türk ile Azeri tarihte bolca savaşmıştır , ikiside Türki bile olsa ...
    Peki Laz ile Gürcülerin tarihte yaptığı savaşlar var mıdır ? herhangi bir Çatışma var mıdır ? cevaplar ; Hayır . Tarih boyu Laz ve Gürcülerin bir tane çatışması bile yoktur ? Bu bile birçok şeyi açıklamaya yeterde artar . Laz ve Gürcü farklı milletler olsaydı binlerce yıl komşu(!) olmalarına rağmen nasıl hiç savaşmamışlar ? bu maddenin tabiatına aykırı .Gürcüler en eski dönemlerdeki Din kardeşleri Ermenilerle bile bolca savaşmıştır .Yine Laz Roma savaşı vardır hatta Laz Türk savaşı vardır , Sakartvelo nun yüce komutanı Kaxaber Gurieli yi hatırlayın ...
    Bence Gürcistan ı yıkıp Rus-Ermeni toprağı yapmak için büyük bir faaliyet var bugün , Gürcistan bize ait , Kuzeylilere Errmenilere veya Ruslara değil , ona hepimizin sahip çıkması gerekli ,din ayırımı yapmadan Laz Gürcü Megrel Svan demeden , Bizler için emin olun başka bir yol yok , çünkü Gürcistan ı yok etmek için mevzilenmiş büyük bir güç var kuzeyimizde ...

    saygılar .

    YanıtlaSil
  11. Laz Aydınların lazların gerçek sorunlarına yönelmesi gerek.

    YanıtlaSil